11 Eylül 2009 Cuma

Müziksiz


Keke batırılmış çayda boğulan şekere inat
Kaşık ileri geri savuruyor öfkesini kekrece
Keman kırığı tütsüyle öksürüyor ilk sonat


Benlikten çıkarılan çatısız temalarca
Masrafsızlaşıyor ölümden insanca yaşamak
Ancak başlıyor çocuk azrailin naniği


Deniz, seviyesiz rakımın çalımıyla suskun
Kayık ileri geri savuruyor öfkesini kekrece
Yaşamdan çalınanla gülümsüyor son sonat



Emre Gürkan Kanmaz
www.oezers.com

Çocuksu isyan çözümlemeleri


1-KÖTÜ YOLA DÜŞÜRÜLEN KARPUZ KABUĞU

Mevsimler meridyeninde midye satan adamın evindeyim
Bana şunu sordu, ergin manolya çiçeğinin eğreti arzusunu . . .

1/

Açıkçası şaşırmaktan ileri kabullenmekti öpücük mavisi sezgiyi
Bildiklerim sonsuz bir ebru iken parmaklarım kırılmasın istiyorum
Yazı tahtamı karpuz kabuğu ile silmeliydim tebeşirler aşkına !

2/

Kolay olsaydı ölüm olmazdı çekirdeğin sulugöz kökünde bile
Bütünlük özünde beyaz kokarmış yün eğiren annem dediydi
Çetin kış köyü meydanında şeker kokan cesetleri koklamam

Değişimi yok sayan avluda akrepler eriyip kaybolunca
Bikinisiz erdemi kurtaracak can simidine rastladım

. . .

Kırıktı bardaklar bakışlar ve hegamonyalar . Anladım
Ki, yokoluş paha biçilmez bir korku treni turu .


2 - ÖLÜME DOKUNSAN AĞLARSIN

Aslen intihar sayılmaz bir bardak sütü bir dikişte içmek
Damlayan musluğu çaresiz öfke nöbetiyle çöpe atamamak
Paketinden sıyrılan tüyü bitmemiş dal sigaraları ve çakmağı
Parmaklarını da yakıp en uzak ülkesine sürmek ciğerinin

Aslen beklemek değildir sağduyu onmaz olanı algılamak
Suratlarımızı süratle dikine kesen çöl rüzgârının yakınında
Her tarafını kaya sanıp ufalarken gökyüzünü uçurtmasız

Aslen bir dize aşırmakla da olmuyor ben kendimi biliyorum
Size sen diye hitap edecek kadar zenci kölenin teriyim
Yani ölüme dokunsan ağlarsın bunu annen biliyor olmalı
Aslen aşık olmak ikilemine teğet geçen akli sorumsuzlardık



Emre Gürkan Kanmaz
KARŞIN / Sayı 12 / Mart - Nisan 2009

8 Eylül 2009 Salı

Haydi bakalım


Haydi bakalım çıkarın ruhlarınızı ve asın
Çardak bulursanız ne ala sadece bulutlara
Ve yemyeşil bir düşün ürünü sayılan
Sevişmelerinizi bir başlıkta toplayın

Dünyanın bütün meyvelerinden güz
Dünyanın bütün zevlerinden şarap
Dünyanın bütün seslerinden şiir
Üretmeye bakın ölüm henüz uzakken

Size kuşkusuz bir yaşam sunulmadı
İçre yalnızlıkların balçık balolarında
Düşmenin matemetiksel bir sevda
Olduğu bile anlatılmadı bu boşlukta

Sizler kağnı hızıyla çoğalmadınız
Evler vardı bahçeler ve gün ışığı
Akla ne geliyorsa bir somun günah
Elde var sıfırcılık öğretiliyordu

Pekala iş yoktu savaş vardı çetin
Göğüs kafesleri deliniyordu ayinle
Anneler ayağının altında arıyordu
Ağzı süt kokan emir erlerini


Soru sormaktı bütün mesele
Cevap alamamaktı kırgınlığınız


Haydi bakalım gösterin cesaretinizi
Papatya yapraklı yaşam bir oyundur
Haydi bakalım tavşan deliğinden çıkın
Güneşi tanıyabiliyorsanız şanslısınız



Emre Gürkan Kanmaz

Salata


Yavan bu elim
Yavan bu gözüm
Yavan bu tenim

Yanan dilim
Susan düşüm
Bilen sözüm

y a v a n

Ancak sen olursan

Sofradaki tabakta
Salata oluruz


Emre Gürkan Kanmaz
2007/Edirne

4 Eylül 2009 Cuma

Tavsiye midir ?


( Karamel tadında rüzgar bulmalı
Önce uçmalı
Sonra uçmalı . . . )


Bulutları cigerine çekerken dikkatli ol !

Yutma ve öksürme !

Akarsuların uyuduğu yere gitme !

Sıkılırsan seslen !


. . .


Korkarsan gülümse !

Bütün herşey kaybolur ,
Bütün herşey başlar ! . .



Emre Gürkan Kanmaz

Sevdim


Yaradılanı sevdim
Yaratacağı için

. . .

Bir göl sızıntısı bu kalpte
Lağvedilen aşkların çentiğini
Atmaktan yorulmuş bir kedi var
Oysa o kadar büyümüş
Kafatası basık zamanın elinde
Düzenli düzensizlik

İncecik sabahın eti göründüğü apaçık .
Çorbama ufaladığım uykusuzluğumu
Afiyetli yutmakla meşgulum
Düğün alayı beynimin
Silahlarının çalındığını
Şiirlere geçsinler

Biliyorum
Ölmek istesem yüzüm tutmaz
Çünkü güveli patiskayı küçümsedim

. . .

Ve hikmettir / Yaradılanı sevdim
Yaralanandan ötürü



Emre Gürkan Kanmaz

2 Eylül 2009 Çarşamba

Gömgök


İçesi gümüş bu evrenin . Metalik sesinle değ !
Obusları , üfülükleri , anlat biraz kamçıkuyrukları
Saçı taranırken şiirin , yüzlerine kolonya sür !

Çünkü . Biz yaşlıyız . Karıncalar taşır yüklerimizi
Emdirir memesinden çağ . Taşırana kadar an
Doymayız . Acıktırır . Yine de severiz dertlerimizi

İçesi gümüş bu evrenin . Metalik sesini boğ !
Bombok halimizle gömgök düşleri öpüyoruz
Ardımızın ; melfuf kaderimize , teğet geç kafsiel ! . .

. . .


Emre Gürkan Kanmaz